|
battal
/ battal |
GİRİŞ
Bize yöneltilen eleştirinin özeti şöyledir:
“Fırça tutmayı, boya ezmeyi, kitre çözdürmeyi öğrenememiş, kağıda
her çektiği çamur gibi olan ebrucu adaylarını ‘Türk Ebru
Sanatçıları’ listesine koyuyor, Hatip Mehmet Efendi, Necmettin
Okyay, Mustafa Düzgünman gibi çınarlarla eş tutuyorsun. Yaptığın
doğru değil! Bu insanlar eğer listeye girmek istiyorlarsa ustaları
gibi çalışsın, alın teri döksün, yüz akı ürünlerle toplum karşısına
çıksınlar. Listeye girmeyi hak etsinler, vb.”
Söylenenler ilk bakışta doğruymuş gibi geliyor insana.
Öyle ya, kişi, adının Düzgünman’la anılmasını istiyorsa, her gün
tekne açmalı, ter dökmeli, gece gündüz demeden çalışmalı, en az onun
eserleri ayarında iş üretmelidir. Üstelik ebrucu adayı günümüzde
Düzgünman döneminde olduğu gibi zorluk içinde de değildir. Kitrenin
toz hale getirilmişi, boyanın fabrikalarda çözülmüşü, fırçanın,
teknenin, tarağın hazırı elinin altında. Öd bile marine edilmiş,
sıkıntıları giderilmiş, şişelenmiş bir halde kargoyla kentine,
kasabasına, köyüne, evine ulaştırılmaktadır. Kağıdın ise her
türlüsü, hem de en uygun fiyatla evinin altındaki kırtasiyecide
satışa hazır. Ona kalan, yukarıda sayılanları, bir günlük zaman
harcamayla bir araya getirmek ve ellerinin kirlenmesini göze alarak
çaışmak!
Haklı olarak şu sorulacaktır:
Madem bunları siz de biliyorsunuz, o halde neden sitenizde tersi bir
uygulama yapıyorsunuz?
Açıklayalım.
Yukarıdaki gerekçelere bakarak birçok ebrucuyu veya ebrucu adayını
liste dışında bırakmak, bize birçok açıdan kusurlu davranışmış gibi
geliyor. Çünkü inanıyoruz ki bu tür davranışlar bizlerden pek çok
şey alıp götürür.
Peki neler götürür?
Sıralayalım:
1-
Emeğe saygıda yanılgıya düşeriz.
2- Çevremizin/ustamızın
etkisinde kalarak dışımızdakilere tavır alırız.
3- Araştırmacı ve tarihçilere
taraflı, kusurlu belge üretmiş, bırakmış,
4- Mesleki örgütlenmeye -dernek
kurmak gibi- gitmenin yolunu kesmiş oluruz.
Ne demek istiyoruz, dilerseniz sayılanları biraz açalım.
1
Emeğe saygıda yanılgıya düşeriz.
a-) Ustalık, estetik düzey, teknik
yeterlilik vb. hem sanatçı, hem de sanat tüketicisi için görece bir
kavramdır. Yani, bir grup insan bir sanatçıyı usta görürken, bir
başka grup insan aynı sanatçıyı yeterli görmeyebilir. Bunu
örnekleyelim: Birçok insan Mustafa Düzgünman imzalı ebru edinebilmek
için etek dolusu para dökmeye hazırken, güzel sanatlar mezunu ve
sanatçı kimliğini kanıtlamış bazı dostlarım ise onun eserlerinin
duvara asılacak yeterliliğe sahip olmadığını söylemektedir. Bu
durumda Düzgünman karşısında nasıl bir tavır takınacağız? İşleri
para ediyor diye göklere mi çıkaracağız, yoksa estetik ve artistik
beğenisi yüksek bazı insanların sözüne uyup onu görmezden mi
geleceğiz?
Burada kim haklıdır?
Bu aşamada bizi kimin haklı olduğu ilgilendirmiyor.
İlgilendiğimiz, Düzgünman ve benzeri sanatçıların döktükleri alın
teri ve ürettikleri emektir. Bize,
onu ve benzerlerini yargılamak değil, ürünlerini sergilemek ve
hakkında tarafsız bilgi vermek düşer. Gerisi sanat tüketicisine
kalmıştır. Herkes eğilimine göre hareket etmekte serbesttir; kimi
hiç ilginç bulmaz, kimi işlerini satın alıp duvarına asar, kimi de
haklarında kitap yazar.
Ama görmezden gelmek, insafla bağdaşır bir davranış değildir.
b-) Bir başka sakınca da sanatçıların
kişisel becerilerine göre ayrıma uğratılmasıdır.
Bacağının aksak olması, gözünün şaşı olması, dilinin peltek olması,
boyunun kısa olması, vb. kişinin
dışlanması, katagorize edilmesi ve aşağılarda görülmesi için yeterli
bir neden midir? Dahası derisinin rengi siyah, sarı ya da beyaz
olması onun sanatını yargılamamızda etken olmalı mıdır?
Bu sorulara aklı başında hiç kimse evet diye yanıt veremez.
Kişinin beceri oranı da bu tür etkenlerdendir. Yani, bazı insanlar
çok yeteneklidir, bazıları orta düzeydedir, bazıları da
yeteneksizdir. İnsanlık onuru hiç kimseye yetenekliyi alkışlarken,
orta düzeyde ve yeteneksiz kişileri aşağılama hakkı tanımaz.
Kimsenin yeteneksizleri görmezden gelme hakkı yoktur. Yaşamda neyin
ne olacağı belli olmaz. Çok yetenekli bir kişi, çalışma azmi
göstermediği için silinip giderken, az yetenekli olup azimle kendini
geliştiren bir kişi sonunda çok başarılı bir sanatçı olabilir.
Bir başka etken de olanaklar sorunudur.
Bir kişi ülkemizin en uzak bölgesinde doğmuş, eğitim alamamış, sanat
çevreleriyle ilişkiye geçememiş, malzeme edinememiş olabilir. Ama
deha düzeyinde yetenekli olabilir. Kentlerde yaşayıp güzel sanatlar
eğitimi aldık, en iyi ortamlarda fikir alış verişi yapıp kültürel
düzeyimizi yükselttik, en iyi malzemeyi kullandık diye onları
görmezden mi gelmeliyiz? Unutmayalım ki -Cenap Şahabettin’in dediği
gibi- dağın doruğuna yılan sürünerek, kuş uçarak varır. Bizim
kanatlarımız var diye sürünerek çıkan canlıların doruğa ulaşmasını
görmezden mi gelmeliyiz? Önemli olan zirveye ulaşmak değil midir?
Görüldüğü gibi emeğe saygıda yanılgı, bizden en başta insanlığımızı
alıp götürmektedir.
2
Çevremizin/ustamızın etkisinde kalarak dışımızdakilere tavır alırız.
Değerbilirlik insan erdeminin belki de en temel ögesidir.
İnsanın, bilgi, beceri aktaran ve sürekli elinden tutan, karnını
doyuran, yaşam hakkında bilgi veren, meslek edinip geçimini
sağlamada önayak olan ustasına bağlılık gösterir olması yadsınabilir
mi? Biz de ustamızı -ki o, yaşıtım da olan Barutçugil’dir- her zaman
gönlümüzde yaşatmaktayız. Dost toplantılarında ebru sanatından söz
açıldığında ilk onun adını anarız. Bizim için yaşayan en büyük
ebrucu odur. Yine de bu bizi kaba bir taraf tutucu haline sokmaz. En
azından biz öyle davrandığımızı sanırız.
Konuyu neden açtık, böyle davranan mı var ki?
Ne yazık ki ebrucu dostlarımızın tamamına yakını bu tutum içinde.
Daha üzücü olanı, yaşayan usta konumunda olanlardan birkaçının olaya
dinsel inanç, siyasi eğilim ve hatta tarikat farklılığını ön planda
tutuyor olmalarıdır. Kendisi gibi düşünüp, ustası türünde sanat
üretmeyen ebrucuları dışlamakta, yok saymakta, görmek zorunda
kaldıklarını da küçümsemektedirler. Bunların sitelerindeki ebrucu
adları yalnızca ustalarının, yakın fikirdaşlarının ve öğrencilerinin
adlarıdır. Sayıları da iki elin parmaklarını geçmez. Hatta bazı
ustalar, farklı davrananları öteleyici sözler bile
kullanmaktadırlar. Öyle ki bunların gözünde farklılar suçlu gibidir.
Ustaya saygının bu düzeyde seyretmesini doğru bulmuyoruz.
Kimsenin kimseyi ustasının ve kendisinin biçemine, dünya görüşüne ve
dinsel inancına saygıya zorlamaya hakkı yoktur. Kişi özgür
bırakılmalıdır.
Çevremizi ve ustamızı sevip değerbilir davranmak bir hak. Ama bu hak
bizi bağnazlığa götürmemeli, dışımızdakileri ötekileştirme kusuruna
taşımamalıdır.
3
Araştırmacı ve tarihçilere taraflı, kusurlu belge üretmiş oluruz.
Seçkinci ve mesafeli davrandığımızı sanarak kusurlu bilgi
üretiyoruz.
Özellikle beğenmediğimiz ve kişilik, teknik ve inanç olarak
kendisine yakın durmadığımız ebrucuların adını anmaktan kaçınıyoruz.
Hatta öyle ki işlerini beğenmediğimiz bir ebrucuyla aynı kuflağın
insanı olduğu için yetkin iş üreten birçok ebrucunun adını da
anmaktan geri duruyoruz. Sanki şöyle düşünülüyor: Birini an,
diğerini anma olmaz, polemik çıkar, tatsızlık olur. En iyisi hiç
bulaşmamak.
Gelinen çizgide sayıları 100’leri bulan ebrucu görmezden geliniyor,
yok sayılıyor.
Bu tür davranış içinde olan ustalara birkaç örnek verebilir miyiz?
Bedel ödeyeceğimizi bile bile üçünün adını anıyoruz:
Alpaslan Babaoğlu, Hikmet Barutçugil ve Mahmut Peşteli.
a-) Alpaslan Babaoğlu:
Babaoğlu
http://www.geleneksel-ebru.com adlı sitede görüşlerini
sergilemiş. Yazılanlar önemli bilgiler içeriyor. Tarihçe bölümü de
öyle. Bu bölümde ebru sanatçıları sıralanmış. Yalnızca adlarını
alalım ve sitedeki sırasıyla koyalım: Şebek Mehmet Efendi, Hatip
Mehmet Efendi, Şeyh Sadık Efendi, Hezarfen Edhem Efendi, Necmeddin
Okyay, Bekir Efendi, Sami Okyay, Sacit Okyay, Mustafa Düzgünman.
b-) Hikmet Barutçugil:
Barutçugil’in
http://www.ebristan.com/?s=8 adresli sitesinin
‘Ebru’nun Tarihçesi’ başlığı altındaki
sayfasında adı anılan ebrucular sırasıyla şöyle:
Şebek Mehmet Efendi, Hatip Mehmet Efendi, Şeyh Sadık Efendi,
Hezarfen Edhem Efendi, Şeyh Nazif Efendi, Necmeddin Okyay, Bekir
Efendi, Sami Okyay, Sacit Okyay, Mustafa Düzgünman.
Barutçugil çağdaşımız ebruculardan seçme sapıyor:
‘Günümüzde bu sanatı devam ettiren ustalar arasında Niyazi Sayın,
Fuad Başar, Alparslan Babaoğlu, Timuçin Tanaslan, merhum Nusret
Hepgül, Feridun Özgören ve bir çok genç sanatçı mevcuttur.’
c-) Mahmut Peşteli:
Peşteli, diğer iki sanatçıya göre oldukça genç bir ebrucudur. Ama
ürettiği işler yetkindir. Örnek olarak seçmemizin nedeni de budur.
Sanatçımız işlerini ve fikirlerini
http://www.mahmutpesteli.com/tr/
adresli sitesinde sergiliyor.
Onun ebru sanatçısı
listesi ise şöyle:
Hatip Mehmet Efendi, Şeyh Sadık Efendi, Ethem Efendi, Necmeddin
Okyay, Mustafa Düzgünman.
Yukarıya alıntılanan verileri yorumlayalım bir:
Hem Babaoğlu, hem Barutçugil, hem de Peşteli ebru sanatımızın önemli
insanları. Ürettikleri işler hem teknik, hem estetik, hem biçem
açısından yetkin. Meslek grubu içinde ve sanat dünyası içinde de hak
ettikleri popülerliğe sahipler. Bizim gözümüzde de ustalıkları
tartışılmazdır, diğer ebrucu ve ebrucu adaylarının gözünde de.
Meslekle ilgili bilgi edinmek isteyenler onların ağzına bakıyor,
söylediğini doğru kabul ediyor.
Babaoğlu ne yapıyor?
Alpaslan Bey kendisinden sonra ebrucu yetişmemiş gibi davranıyor.
Listesine ancak ölmüş ebru ustaları girebiliyor. Öyle ki kendisi
gibi Düzgünman’ın icazetli öğrencisi olan Fuat Başar bile liste
dışında kalıyor! Yok sayılanlar içinde Barutçugil ve Peşteli de var.
Barutçugil ne yapıyor?
O da Babaoğlu gibi rahmetli olmuş klasik dönem ebrucularını
sıralıyor. Kendi kuşağınından birkaç kişinin adını anıyor. Kendinden
sonra gelen sanatçıları ise anmıyor, görmezden geliyor.
En cimri davrananı en yeni kuşağın üyesi, Mahmut Peşteli. Peşteli
çağdaşı olan hiçbir sanatçının adını anmadığı gibi klasik ustalar
arasında da ayıklama yapıyor ve ancak beş rahmetli bu değerli
sanatçının listesine adını sokmayı başarıyor. Ya onca usta ebrucu?
Buna hak yemek denmez de ne denir?
Oysa adı anılmadan ebru sanatı hakkında sağlıklı bilgi verilemeyecek
öyle çok sanatçımız var ki. İşte onlardan aklımıza ilk gelen
birkaçının adı:
Eli Alpaslan, Sabri Mandıracı, Nedim Sönmez, Ahmet Çoktan, Peyami
Gürel, Beki Almeleh, Yılmaz Eneş, Köksal Çiftçi, Füsun Arıkan, Eda
Özbekkangay, Ali Saraç, Mehmet Refii Kileci, oğul Timuçin Tanaslan,
Osman Şimşek ve daha niceleri...
*
Genç ebrucu ve ebrucu adaylarının adını anarak onları bu yönde
yüreklendirmenin bize bir kötülüğü dokunmaz, tam tersi, sayısız
yararları olur. Bu insanlar yalnızca İstanbul gibi büyük
metropollerde yaşamıyorlar. Ülkemizin tüm kentlerindeler ve
topraktan ekin filizi gibi fışkırıyorlar. Öyle de hevesliler,
becerikliler ki, küçük bir omuz vermeyle bulundukları ortamda
harikalar yaratıyorlar.
Örnek göstermemizi isteyenler Ömer Sabuncu’nun
http://www.omersabuncu.com/ adresli sitesini ziyaret edebilirler. Bu
değerli insan yaklaşık iki yıl önce bizimle ilişkiye geçip ebru
örneği gönderdi. Hepsinin renkleri çürük toprak görünümündeydi ve
boyalar kağıttan yol yol akmıştı. Ama işe öyle içten sarılışı vardı
ki, hiç karşılaşmadığımız bu insanın, kısa sürede tekniğini
toparlayacağından kuşku duymak aklımıza gelmedi. Kendi
olanaklarımızla elimizden gelen desteği vermeye çalıştık. Sitemizde
adını andık, mail adresini verdik, fotoğraflı özgeçmişi altına
kişisel sitesinin linkini koyduk. Bu davranışımız sonucunda acemi
birini usta listesine eklediğimiz gerekçesiyle kınayıcı e-postalar
almıştık. Aradan
yaklaşık iki yıl geçti. Bizi kınayanlar lütfen bu değerli
kardeşimizin yukarıda adresi verilen sitesine bir göz atsın, son
ürettiği işlerine baksınlar, ortada boşa giden emek var mı,
görsünler.
Olgu, tek bir örnekle sınırlı değildir.
Diğer Anadolulu genç dostlarımızın gelişmeleri de ortadadır.
Sitemizin ‘Türk Ebru Sanatçıları’ sayfalarında site adresi bulunan
bu insanların gösterdikleri gelişmeler de yakından izlenebilir.
Üstelik bu ebru gönüllüleri bulundukları kentlerde boş da
durmuyorlar. Kurslar açıp öğrenci yetştiriyor, sergi düzenleyip
ürettiklerini Anadolu insanıyla paylaşıyorlar.
Ebru için bundan daha güzel bir gelişme olabilir mi?
4-
Mesleki örgütlenmeye gitmenin yolunu kesmiş oluruz.
Ebru öğrenmeye başladığımız yıllarda sayımız azdı ve ustalar nedense
kendi kontrolları dışında bu mesleği öğrenmeye çalışanlara iyi gözle
bakmıyorlardı. Öyle ki neredeyse hiçbir usta bir diğerinin açtığı
sergiyi ziyaret etmezdi. Zamanla sayımız çoğaldı. Ebru sanatı birkaç
kişinin tekelinden çıkarak gerçek
bir halk sanatı halini aldı. Bizlerin sayısı onlarla ifade
edilirken, bizden sonraki nesil yüzlerle ifade edilmeye başlanmıştı.
Olasıdır ki artık sayımız binlerle ifade edilir hale gelmiştir. Bu,
bize örgütlü olmak gereğini işaret etmektedir.
Geç kalındığını düşünenler olabilir, ama biz o inançta değiliz.
Diğer pek çok iş koluna, -mimarlar, ressamlar, grafikerler,
karikatürcüler vb.- oranla çok yeni bir oluşum sayılırız. Onların
bazılarının öbekleşme süreci Osmanlı’nın son çeyreğine dek
ulaşmaktadır. Biz ebrucuların gerçek kitlesel yapıya ilk tuğlayı
koyması Düzgünman’ın yaşadığı günlere denk gelmektedir. O günden bu
güne bu, yaklaşık elli yol eder. Bu ise sivil toplum örgütlenmesi
için oldukça kısa bir süredir.
Kurulan kişisel ebru sitelerini ziyaret ettiğimizde hala
meslektaşlarımızın birbirlerini görmezden geldiğini, yok saydığını
görmekteyiz. Yani hala birlik kültürü edinememişiz. Bir ebrucu,
diğerini kollama refleksine sahip değil. Mülkiyeliler gibi,
Galatasaraylılar gibi, mimarlar gibi, gazeteciler gibi olamıyoruz.
Bunun en belirgin örneği, ebrucuların birbirlerinden mesleki bilgi
saklamaları. Biri bir teknik bulduğunda bir diğer meslektaşına
öğretmiyor, devlet sırrı gibi saklıyor. Dahası yaptığıyla da
övünüyor. Durum bu denli geri bir konumdayken ebrucuların
örgütlenmesi zor görülüyor.
Bunu aşmanın biricik yolu, her ebrucunun diğer ebrucuyu usta-acemi
demeden bağrına basmasından, büyüğün küçüğü kollamasından, kişisel
yaşamındaki eğilimleri ne olursa olsun herkesin birbirini sırf
ebrucu olduğu için sevmesinden geçer.
SONUÇ
Onun için suya boya atan her ebrucuyu baş tacı ediyor, emeğine değer
veriyor, sitemizdeki ilgili sayfada adını anıyor, kişisel
bilgilerini yayımlıyoruz. Bu yapılanın onlara moral verdiğini, katkı
sağladığını ve usta-acemi tümünün kişiliklerini güçlendirdiğini
düşünüyoruz.
Bunu, içinde insan ve meslek sevgisi olan herkes yapabilir.
Ayrıca:
Sitemizde gördüğünüz görsel, yazısal, şematik her malzemeyi izinsiz
olarak alıp sitenizde kullanabilirsiniz. Hakkınızda hiçbir hukuksal
işlem yaptırmayız.
Çünkü böylesi bizi kat be kat çoğaltacaktır.
Lütfen meslektaşlarınızı görünüz, seviniz, kollayınız,
destekleyiniz!
İnanın bu sizi daha iyi ve güçlü ebrucu yapacaktır. |